Son günlerde belediye başkanlarına yönelik operasyonlar peş peşe geliyor. Dün biri, bugün diğeri…

Kim suç işlemişse elbette hesap vermelidir. Buna itiraz etmek, hukuk devletine itiraz etmek olur. Belediye başkanı da olsa, bakan da olsa, milletvekili de olsa, sıradan bir vatandaş da olsa hukuk herkes için aynı işleyecekse anlamlıdır.

Ancak bugün tartışılan yalnızca soruşturmalar değil, bu soruşturmaların toplumdaki karşılığıdır.

Çünkü artık birçok insan yeni bir gözaltı haberi gördüğünde şaşırmıyor. Dosyanın içeriğini merak etmekten çok, “Yine mi?” veya “Bugün hangi CHP’li belediye?” diye düşünüyor. Bu bile, üzerinde durulması gereken ciddi bir sorundur.

İnsan ister istemez düşünüyor; demek ki kusursuz yönetim modeli bulunmuş. Çünkü oluşan tabloya göre hata, usulsüzlük ve yolsuzluk sadece muhalefet belediyelerinde yaşanıyor. Sütte bile leke var derler, ama son dönemdeki tabloya bakınca bazı belediyelerde leke aramanın gereksiz olduğuna inanacak hale geliyorsunuz!

Böyle bir durumda, şu soruyu sormak herkesin hakkıdır:

Yolsuzluk sadece tek bir siyasi anlayışın yönettiği belediyelerde mi yaşanıyor?

Yargı, gerçekten herkese aynı mesafede mi duruyor?

Dün bir yazarın “Türk halkı yanlış yaptı. Emniyet ve yargı bu yanlışı düzeltecektir” diyebilmesi de aslında vatandaşın sorularına cevap veriyor.

Oysa yargının görevi halkın sandıkta verdiği kararı düzeltmek değildir. Yargı, varsa suçu ortaya çıkarmakla yükümlüdür; seçmenin iradesini düzeltmekle değil.

Eğer toplumun önemli bir kesimi hukukun siyasi kimliklere göre işletildiğine inanmaya başlarsa, en güçlü dosyalar bile kamuoyunu ikna etmekte zorlanır.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey daha fazla operasyon görüntüsü vermek değil, hukukun herkese eşit mesafede uygulandığına dair güveni yeniden tesis etmektir.

Çünkü adaletin en büyük sermayesi mahkeme salonları değil, vatandaşın ona duyduğu güvendir.