Bir belediye başkanını değerlendirmek için yalnızca açılışlara, törenlere ya da sosyal medya paylaşımlarına bakmak yetmez. Bazen görünen hizmetin arkasında, dışarıdan pek fark edilmeyen uzun bir hazırlık süreci vardır.
Aksu Belediye Başkanı İsa Yıldırım’ın geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında yaptığı açıklamaları dinlerken benim dikkatimi çeken de tam olarak bu oldu. Yıldırım, göreve geldiğinde işe önce belediyenin içinden başladığını söylüyor. Personel düzeninin bozulduğu, görev bilincinin zayıfladığı, araçların eskidiği ve belediyenin ciddi bir borç yükü altında olduğu bir yapıdan söz ediyor. Böyle bir tabloda belediye başkanının önünde iki seçenek vardır:
Ya vitrinde hızlıca görülecek birkaç işe yönelir ya da önce sistemi ayağa kaldırmaya çalışır.
İsa Yıldırım ikinci yolu tercih etmiş görünüyor.
Bu tercih, ilk dönemlerde hizmetlerin sahada daha yavaş hissedilmesine neden olmuş olabilir. Ancak borçlarını ödeyemeyen, malzeme almakta zorlanan, araçları sürekli tamire giren ve personel düzeni oturmamış bir belediyeden güçlü bir hizmet beklemek de gerçekçi değildir.
Bugün gelinen noktada belediye borçlarının önemli ölçüde azaltılması, araç filosunun yenilenmesi ve bütçenin 339 milyon liradan 2 milyar liranın üzerine çıkarılması küçümsenecek gelişmeler değildir. Elbette bu rakamların karşılığını vatandaş yolunda, sokağında ve günlük yaşamında görmek ister.
Son dönemde artan asfalt çalışmaları da belediyenin toparlanma sürecinden hizmet dönemine geçtiğini gösteriyor.
Aksu’nun yıllardır en büyük sorunlarından biri yol. Yazın toz, kışın çamur artık ilçenin değişmeyen kaderi gibi görülüyordu. Asfalt alımıyla, yıllardır bekleyen vatandaşın sorununu daha hızlı çözmek adına atılan adımın sahadaki karşılığının olumlu olduğu ortada.
Bu dönemde, millet lokantaları, hasta nakil araçları, evde fizik tedavi, pansuman hizmetleri ve ihtiyaç sahibi ailelere yapılan yardımlar sosyal belediyecilik açısından önemli adımlar.
Özellikle yardımların isimler açıklanmadan ve siyasi reklam malzemesine dönüştürülmeden yapıldığı yönündeki yaklaşım değerli. Çünkü yardım alan kişinin fotoğrafını paylaşmak yerine, o kişinin onurunu koruyarak yanında durabilmek daha önemli.
Kumköy sahilinde yapılan çalışma da göz ardı edilmemeli. Yıllardır oluşmuş düzensizliğe müdahale etmek kolay bir karar değildi. Tepki çekileceği belliydi. Ancak çevre kirliliği, denize karışan atıklar ve güvenlik sorunları ortadayken belediyenin seyirci kalması beklenemezdi. Kumköy temiz, güvenli ve düzenli bir halk plajına dönüştürülebilirse bu, Aksu’ya bırakılacak önemli hizmetlerden biri olacaktır.
Altıntaş konusunda yaptığı çıkışlarda da tamamen haksız olduğunu söylemek mümkün değil. Bölgeden ciddi miktarda ruhsat ve iskan geliri elde edilirken insanların hala yol ve altyapı sorunu yaşaması, gerçekten açıklanması gereken bir çelişki. “Ya hizmeti yapın ya yetkiyi devredin” sözleri sert olabilir; ancak Altıntaş’ın bugünkü hali düşünüldüğünde bu çıkışın da sahada bir karşılığı var.
Aksu’da her sorun çözüldü mü? Hayır.
Yapılması gereken daha çok iş var mı? Elbette var.
Kreş, yaşlı bakımevi, düğün salonları, kent meydanı ve yeni imar alanları gibi açıklanan projelerin tamamı hayata geçti mi? Henüz değil.
Eleştiri yapılmalı, eksikler söylenmeli, verilen sözlerin takipçisi olunmalı. Ancak doğru yapılan işlere de “doğru” diyebilmek gerekir.
İsa Yıldırım’ın iki buçuk yıllık dönemine baktığımda gördüğüm tablo şu:
Önce belediyenin içini toparlamaya çalışan, ardından kaynaklarını sahaya yönlendiren ve bundan sonraki dönemde hizmet hızını artırmayı hedefleyen bir yönetim var.
İsa Yıldırım’ın sertliğini eleştirebiliriz. Bazı tercihlerini tartışabiliriz. Verdiği sözlerin takipçisi de olmalıyız.
Ancak borçla mücadele eden, araç filosunu yenileyen, bütçesini büyüten, yol çalışmalarını hızlandıran, sosyal hizmetleri artıran ve geleceğe yönelik şehir planlamasından söz eden bir belediye yönetiminin emeğini yok saymak da adil olmaz.
Bugün İsa Yıldırım için söylenmesi gereken şey, tam olarak budur.