Son dönemde, bazı köşe yazılarında ve haberlerde dikkatimi çeken bir durum var.

Daha önce yazım hatası yapan, “de/da”ekinin nasıl kullanılacağını bilmeyen bazı kalemler, kusursuz yazılar yazar hale geldi.

Daha önce sık sık karşılaştığımız imla hataları ve anlatım bozuklukları yok.

Cümleler çok düzgün.

Bu kadar hızlı bir değişim doğal durmuyor.

“Yapay” bir elin dokunuşu var sanki.

Özellikle eski yazılarla yeni yazılar yan yana gelince fark daha da belirginleşiyor.

Eskiden daha yazının veya haberin girişini okuduğumuz anda, kimin yazdığını hemen anlardık.

Şimdi ise tam tersi bir durum var. Önceden “de/da” yı ayıramayan kalemler, bir anda edebiyat profesörü oldu.

Kısa sürede bu kadar değişimin olması insanı şaşırtıyor.

Ancak durup düşününce, yaptıklarının “yazmak” değil “yazdırmak” olduğunu anlıyoruz.

Kendilerindeki zekaya güvenemiyor olacaklar ki, yapay zekaya “Bana şu konuda yazı yaz, haber yaz” diyorlar, sonra da o yazıyı okumadan kopyala-yapıştır yapıyorlar.

Böylece ortaya dil bilgisi yönünden kusursuz bir yazı çıkıyor.

Fakat, “Yazının ruhu nerede?” derseniz, işte o yok.

Okuyucu da bir yazıya bakıyor, bir de yazana bakıyor ve yapaylığı anlıyor.

Olay basit.

Yapay zekayla gazetecilik yapılmaz.

Kendi hatalarımızla, kendi kelimelerimizle yazmak çok daha güzel.

Varsın imla hatalarımız, yazım yanlışlarımız olsun.

Yeter ki kelimeler başkasının değil, bizim olsun.